Yaralının Üzerinde Bir Kamera: Kaza Mağdurlarını Çekip Paylaşmak “Belgeleme” Değil, Yasayla Cezalandırılan Bir İhlaldir
Yaralıyı sağlıkçılardan önce havaya kalkmış telefonlar sarıyor; video, haber ailesine ulaşmadan aile gruplarına düşüyor. “Kedde galat” (Mısırca “bu yanlış”) köşesi bu davranışı adlandırıyor; kurtarmayı neden engellediğini ve onuru nasıl çiğnediğini, Anayasa’nın, 2018 tarihli 175 sayılı Kanun’un, Telekomünikasyon ve Fikri Mülkiyet kanunlarının ne dediğini, 309 mükerrer maddesinin sokakta neden uygulanmadığını ve ne yapılması gerektiğini anlatıyor.

Kahire Çevre Yolu’nda saat akşam sekize yaklaşıyor; trafik birden yavaşlıyor, sonra duruyor. Küçük bir kamyonet yan yatmış, arkasında bir “mikrobüs” — Mısır’da günlük ulaşımın büyük bölümünü taşıyan paylaşımlı minibüs — şeritlerin ortasında enlemesine durmuş. Bir dakika içinde asfalta uzanmış yaralının çevresinde tam bir insan halkası oluşuyor; ama bu halkadaki ellerin çoğu yardım için uzanmış değil, havaya kalkmış ve her birinde kayıt yapan ışıklı bir ekran var. Biri yüzü net çekmek için yaklaşıyor, bir başkası sesleniyor: “Çek çek, bunu milyonlar izleyecek.” Ambulans gelmeden, yaralının ailesi daha hiçbir şey öğrenmeden video, “Allah korusun, bunun kim olduğunu bilen var mı?” notuyla WhatsApp’taki aile gruplarına çoktan düşmüş oluyor.
Bu belirli bir kaza değil; Mısır yollarında yürüyen herkesin bildiği tipik bir sahne. Ve bu köşe onu açık adıyla çağırıyor: kedde galat — Mısır Arapçasında “bu yanlış”. Bir yaralının üzerine telefon kaldırmak sizi tanık ya da belgeleyici yapmaz; niyetiniz ne kadar iyi olursa olsun sizi zararın bir parçası yapar. Buradaki zarar ise iki katlıdır: kendisini kurtaracak birini bekleyen bedene verilen zarar ve bir insanın hayatının en güçsüz anında elinden alınan onuruna verilen zarar.
Bedenden başlayalım. Herhangi bir kazadan sonraki ilk dakikalar, hayatta kalma şansının ölçüldüğü dakikalardır; bu, istatistik gerektirmeyen apaçık bir gerçek. Yaralının etrafını saran insan halkası, ambulansın yaklaşmakta zorlanacağı, havaya ve alana ihtiyaç duyan yaralının başının üzerinde kollardan ve yüzlerden oluşan bir tavan bulacağı anlamına gelir. Bildiğimiz kadarıyla, bir yaralının meraklı kalabalık yüzünden kaç dakika kaybettiğini ölçen belgelenmiş bir Mısır verisi yok; ama mantık yeter: yaralıyla ambulans kapısı arasındaki her beden bir engel, 123’ü aramayan havaya kalkmış her telefon kaçırılmış bir fırsattır.
Sonra onur. Asfalta uzanmış kişi bu durumu seçmedi ve kimseye kendisini elden ele dolaşan bir malzemeye dönüştürme izni vermedi. Yüzü kan içinde, giysileri yırtılmış olabilir; yardım istiyor olabilir; çoktan hayatını kaybetmiş de olabilir. Her durumda, birazdan telefonunu açıp oğlunu yabancıların paylaştığı bir görüntüde bulacak bir anne vardır; haftalar sonra iyileşip çaresizlik anının başkalarının telefonlarında kalıcı bir arşive dönüştüğünü keşfedecek bir yaralı vardır. Aileye bir hastaneden ya da bir polis memurundan sakin bir sesle ulaşması gereken haber, onlara merhamet nedir bilmeyen yorumlar eşliğinde bir video olarak ulaşır.
Burada Mısır hukukunun ne dediğini açıkça söylemekte fayda var; çünkü pek çok kişi, sokakta olup biten her şeyin herkese serbest olduğunu sanarak telefonunu kaldırıyor. İlk dayanak Anayasa’nın kendisidir. 2014 Anayasası’nın 57. maddesi, “Özel hayat dokunulmazdır; korunur ve ihlal edilemez” hükmünü içerir. Bu, Mısır hukuk düzenindeki en üst kuraldır ve altındaki her yasa onun ışığında okunur. Bu köşenin değerlendirmesine göre özel hayat evin kapısında bitmez; bir insanın sağlık durumu ve acı çektiği an, nerede olursa olsun mahremiyetinin özündedir. Gerçi Yargıtay, ileride göreceğimiz gibi “özel mekân” kavramını daha dar yorumluyor; bu yüzden ilkenin kamuya açık yola uygulanması, yayına uygulanmasından daha az nettir.
İkinci ve bizim durumumuzla en doğrudan ilgili dayanak, 2018 tarihli 175 sayılı Bilişim Teknolojisi Suçlarıyla Mücadele Kanunu’nun 25. maddesidir. Bu madde, özel hayatın dokunulmazlığını ihlal eden ya da herhangi bir kişinin mahremiyetini rızası olmaksızın ihlal eden bilgi, haber, görüntü ve benzerlerini — doğru olsun olmasın — bilişim ağı üzerinden yayan herkesi altı aydan az olmamak üzere hapis ve elli bin ile yüz bin Mısır lirası arasında para cezasıyla ya da bu cezalardan biriyle cezalandırır; videolar da bizce görüntü hükmündedir. Son ifadeye dikkat edin: burada doğruluk bir savunma değildir. Önemli olan, bir insanın mahremiyetini ihlal eden bir şeyi, izni olmadan internet üzerinden yaymış olmanızdır.
Titizlik bir görev olduğundan, diğer hükümleri de yerli yerine koyalım. 1937 tarihli 58 sayılı Ceza Kanunu’nun 309 mükerrer maddesi, herhangi bir cihazla bir kişinin görüntüsünü özel bir mekânda rızası olmaksızın kaydeden ya da aktaran herkesi bir yılı aşmamak üzere hapisle cezalandırır; 309 mükerrer (a) maddesi ise bu yollarla elde edileni yayanlar için cezayı ağırlaştırır. Metin açıkça “özel mekân”dan söz eder ve kamuya açık yol özel bir mekân değildir. Yargıtay bu noktayı, gerekçesi Aralık 2025’te yayımlanan 92. adli yıl 17841 sayılı temyiz kararıyla karara bağladı: kamuya açık yolda, yoldan geçenlerin gözü önünde insanları çekmek ne özel hayat kavramına ne de 2018 tarihli 175 sayılı Kanun’un 25. maddesine girer; çünkü özel mekân, dışarıdan bakışların ulaşamadığı kapalı yerdir. Ancak mahkeme fiili serbest bırakmadı; onu 2003 tarihli 10 sayılı Telekomünikasyon Düzenleme Kanunu’nun 76. maddesi uyarınca iletişim cihazlarını kötüye kullanarak kasten rahatsızlık verme suçu olarak nitelendirdi. Bu suçun cezası hapis ve beş yüz ile yirmi bin lira arasında para cezası ya da bunlardan biridir.
Bu, yaralının üzerinde çekilen görüntü için ne anlama geliyor? Sokakta çekilmesi, dar ceza hukuku anlamında özel hayatın dokunulmazlığının ihlali değildir; ama iletişim cihazının kötüye kullanılması olarak cezalandırılabilir. Yayına gelince, 25. madde onu suç sayan hükümlere en yakın olanıdır; ancak Yargıtay’ın mahremiyete ilişkin dar yorumu, bu maddenin sokak görüntülerine uygulanmasını her mahkemenin kendi takdirine bırakır. Özellikle yayını ilgilendiren bir medeni hukuk dayanağı da var: 2002 tarihli 82 sayılı Fikri Mülkiyet Haklarının Korunması Kanunu’nun 178. maddesi; buna göre bir başkasının fotoğrafını çeken kişi, onun izni olmadan bunu yayımlayamaz. Maddenin “alenen meydana gelen olaylar vesilesiyle” fotoğraf yayımlanmasına izin verdiği doğru; ancak bunun dolaşımının kişinin şerefine, itibarına ya da saygınlığına zarar vermemesi şartını koşar — asfaltta yardım isteyen kanlı bir yüz ise bizce böyle bir zarara en yakın örnektir. Yargıtay, 91. adli yıl 9542 sayılı temyiz kararında çekim izninin yayın iznini kapsamadığını da teyit etti. Bu satırlar açıklar, hüküm vermez; somut her olayda söz savcılığın ve mahkemenin.
Bu bizim uydurmamız değil. Aralık 2025’te Mısır gazetesi Youm7’de (El-Yevm es-Sabi) ünlülerin cenazelerinin çekilmesi üzerine yayımlanan bir hukuk yazısı, çekim saplantısını Ceza Kanunu’nun 309 mükerrer maddesi ve 2018 tarihli 175 sayılı Kanun’un 25. maddesiyle ilişkilendirdi; içerik doğru ya da sahte olsun yayının cezalandırıldığını vurguladı. Aynı ay, yukarıda anılan Yargıtay kararının gerekçesi yayımlandı. Haziran 2026’da ise haber sitesi Masrawy’deki bir haber, sokakta vatandaşları izinsiz çekmeniz hâlinde telefon kameranızın sizi hapse götürebileceği uyarısında bulundu. Konunun bu sıklıkla gündeme dönmesi, davranışın hâlâ yaygın olduğunu, hukuk basınının sahne her tekrarlandığında ona geri döndüğünü ve etrafındaki kamusal tartışmanın yenilenmeye devam ettiğini gösteriyor.
Biri diyebilir ki: “Ben yaralının hakkını korumak için çektim, ya şoför kaçarsa?” Anlaşılır bir niyet; ama belgeleme ile ihlal arasındaki fark, videonun gittiği yerdir. Belgeleme polis tutanağına, savcılığa ya da mağdurun avukatına gider; ihlal ise arkadaş grubuna ve trajedilerden beslenen kaza sayfalarına gider. Aynı video bir yerde bir hakkı koruyan delil, başka bir yerde onuru ayaklar altına alan bir suç olabilir; karar veren sizsiniz. Kimin izlediğini de unutmayın: annesinin telefonunu açıp yolda bir ceset bulan bir çocuk, kanlı görüntü kahvaltıda önüne düşen bir kalp hastası. “Gönder”e bastığınızda bir kişiye değil, koca bir haneye gönderiyorsunuz.
Peki doğrusu ne? Basit ve sırası önemli. Birincisi: yolu açın. İlk yardım eğitiminiz yoksa yaralıya sunabileceğiniz en iyi şey hava ve alandır; yangın ya da yaklaşan bir araç gibi orada kalması kendisi için doğrudan bir tehlike oluşturmadıkça yaralıyı yerinden oynatmayın ve sizden sonra gelen ona çarpmasın diye kaza yerini emniyete alın. İkincisi: Mısır’ın ambulans numarası olan 123’ü arayın ve nerede olduğunuzu, kaç yaralı gördüğünüzü sakince söyleyin; bu arama bin videodan daha değerlidir. Üçüncüsü: illa çekilecekse izlenme için değil, hakka hizmet eden şeyi çekin: aracın plakasını ve kazanın konumunu — yaralının yüzünü ya da bedenini değil. Dördüncüsü ve en önemlisi: görüntüyü yetkili makamlar için saklayın, soruşturma yetkisi olanlara teslim edin ve yayımlamayın.
Videoyu başkasından alanlara gelince: ileri göndermeyin. Çeken kişi ilk adımı attı; ama “ilet”e basan herkes ikinci adıma, yani 25. maddenin cezalandırdığı rızasız yayına ortak olur ve bundan yasa önünde sorumlu tutulabilir. Mahkemeler nitelendirmede ayrılsa bile ahlaki gerekçenin bir hükme ihtiyacı yok. “Bunun kim olduğunu bilen var mı” diye yorum yapmayın; aileye onları yaralayacak biçimde haberi ilk veren olmak için kimliğini araştırmayın. Videoyu çekeni tanıyorsanız, sakince silmesini söyleyin. Aile öğrenecekse, onurlarını koruyan bir kaynaktan öğrensin.
Rıza üzerine de bir söz. Asfaltta inleyen kişi size “beni çekme” diyemez, elini objektifin önüne kaldıramaz. İtiraz edememesi rıza değildir. Yasa buna “rızası olmaksızın” der; vicdan ise daha yalın söyler: onun yerinde olsaydınız, bu sahnenin sizin için kaydedilmesini ister miydiniz?
Şimdi Çevre Yolu’na, yaralının etrafını saran halkaya dönün. Havaya kalkmış ellerin indiğini, halkanın iki adım geri çekildiğini ve tek bir sesin “123’ü aradım, ambulans yolda, açılın” dediğini hayal edin. Çekilen tek videonun WhatsApp’a değil polis tutanağına gittiğini; yaralının ailesinin haberi bir videonun altındaki alaycı bir yorumdan değil, hastaneden insani bir sesle öğrendiğini hayal edin. Bunların hiçbiri yeni bir yasa gerektirmiyor; yalnızca elinizi kaldırmadan bir an önce indirmenizi gerektiriyor. Çünkü bir dahaki sefere asfalta uzanan, tanıdığınız biri olabilir; belki de — Allah korusun — siz olabilirsiniz.
İlgili Haberler

Ayrılmış park yeri lüks değil: Engelli park yerini işgal etmek hareket hakkına yapılmış bir soygundur
“Bir dakika, hemen çıkıyorum” — bu cümleyle koca bir insanın özgürlüğü çalınıyor. Engelli park yeri ve rampa bir ayrıcalık değil, yasaların ve erişilebilirlik yönetmeliklerinin koruduğu bir hareket damarıdır. Bu yazı yanlış davranışın adını koyuyor, işgalcinin karşısında nazik ama kararlı durmayı öğretiyor ve sizin bir dakikanızın neden bir başkasının bütün günü olabileceğini anlatıyor.
1 Eylül 2026 · 7 dk okuma

Korna sinir boşaltma aracı değil: Kornaya yapışan el, koca bir sokağın sinirlerine saldırıyor
Bir el kornaya iniyor ve gürültü izinsizce pencerenizden içeri giriyor. Rastgele korna çalmak neden bir “sinir boşaltma” değil de koca bir sokağa yönelik sesli bir saldırıdır? Tehlikeyi önleyen uyarı ile insanı hasta eden gürültü arasındaki ince çizgi üzerine; tıbbın, hukukun ve genel nezaketin hep birlikte kulağınızın yanında saf tuttuğu bir yazı.
25 Ağustos 2026 · 7 dk okuma

Kapalı Mekânda Sigara: Özgürlüğünüz Başkasının Ciğerinde Biter
'Kda Ghalat' programının ikinci bölümü 'Ben özgürüm' savunmasını masaya yatırıyor: Dünya Sağlık Örgütü'ne göre her yıl 1,6 milyondan fazla sigara içmeyen kişi pasif içicilikten hayatını kaybediyor; üstelik Mısır'da 45 yıllık bir yasa bunu yasaklayıp para cezasına bağlıyor. Peki kapalı kahvehaneler neden hâlâ duman altında?
22 Ağustos 2026 · 6 dk okuma