İçeriğe geç

Ayrılmış park yeri lüks değil: Engelli park yerini işgal etmek hareket hakkına yapılmış bir soygundur

“Bir dakika, hemen çıkıyorum” — bu cümleyle koca bir insanın özgürlüğü çalınıyor. Engelli park yeri ve rampa bir ayrıcalık değil, yasaların ve erişilebilirlik yönetmeliklerinin koruduğu bir hareket damarıdır. Bu yazı yanlış davranışın adını koyuyor, işgalcinin karşısında nazik ama kararlı durmayı öğretiyor ve sizin bir dakikanızın neden bir başkasının bütün günü olabileceğini anlatıyor.

Yayın Kurulu·Yayımlanma 1 Eylül 2026·7 dk okuma
الموقف المخصص ليس رفاهية: احتلال أماكن ذوي الإعاقة سطو على حق الحركة
Wikimedia Commons — File:American Veterans Disabled for Life Memorial - parking spaces (1).jpg

Şu sahneyi gözünüzün önüne getirin; her gün farklı biçimlerde tekrarlanan bir uyarı hikâyesidir bu: Bir kadın, mavi tekerlekli sandalye işaretli park yerine doğru ilerler ve orayı, sahibinin “bir dakikalığına” bırakıp kahve almaya gittiği pırıl pırıl bir arabanın kapattığını görür. Otoparkta bir kez, iki kez, üç kez tur atar; sonra evinin yolunu tutar, çünkü diğer yerlerin hiçbiri kapıyı sonuna kadar açıp sandalyeyi indirmeye elverecek genişlikte değildir. Kimse kimseye sövmedi, ortada bir kavga da yok; ama sessiz bir haksızlık işlendi: Bir insanın koca bir günü elinden alındı. Çoğu kişinin görmezden geldiği gerçek tam da budur: Sizin bir dakikanız, bir başkasının bütün günü olabilir.

Adını koyalım, lafı dolandırmadan: Engelliler için ayrılmış park yerini işgal etmek “küçük bir hata” ya da “şehir kalabalık, olur böyle şeyler” denilecek bir davranış değil; hareket hakkına yapılmış bir soygundur. Soygunun konusu her zaman para olmaz; bir insanın dışarı çıkıp içeri girebileceği tek yolu kapatan kişi, onun özgürlüğünü, onurunu ve bağımsızlığını çalmış olur. İşin tuhafı, failin kendisini çoğu zaman haksızlık yapan taraf olarak görmemesidir; kapıya yakın boş bir yer bulduğu için kendini “uyanık” sanır. Oysa asıl uyanıklık, görünmeyeni görmektir: O boşluk aslında boşluk değil, adı belli bir insana verilmiş yazılı bir sözdür.

Peki neden özellikle bu yer? Çünkü orası, girişin yanına nezaketen çizilmiş bir dikdörtgen değildir. Ayrılmış park yeri bilerek daha geniştir; çünkü tekerlekli sandalye kullanan kişinin kapıyı tam açısıyla açması ve gövdesini koltuktan sandalyeye güvenli bir alanda aktarması gerekir. Bilerek girişe yakındır; çünkü her fazladan metre, iki koltuk değneğiyle yürüyen ya da sandalyesinin tekerleklerini kollarıyla çeviren biri için gerçek bir yüktür. Ve genellikle asfaltı kaldırıma bağlayan bir rampayla sürer; böylece yolun tamamı tek ve kesintisiz bir zincire dönüşür. Bu zincirin tek bir halkasını koparın, zincirin tamamı yere düşer.

Rampa ise sessiz gündelik haksızlıkların bir başka hikâyesidir. Betondan ya da metalden yapılmış basit bir eğim; kimileri orayı motosiklet park etmek, mal sergilemek ya da “kısacık” durmak için biçilmiş kaftan sayar. Oysa o eğim, bir tekerlekli sandalye ile dünya arasındaki tek köprüdür; köprü kapanınca insan kaldırımda, evde ya da arabasının içinde mahsur kalır. Evinizin tek kapısını her sabah bir yabancının kilitleyip işine gittiğini, sonra da siz öfkelendiğinizde buna şaşırdığını düşünün. Kural bu yüzden kesindir: Rampa bir geçittir, geçitler ise bir an için bile işgal edilmez.

Uzmanların onlarca yıldır vurguladığı gibi, asıl engel bedende değil, bedeni kuşatan çevrededir. Rampaları, park yerleri ve asansörleriyle donanmış bir şehirde sandalyesiyle hareket eden insan, herkes gibi yaşar, çalışır, okur. Ama park yerleri işgal edilip rampalar kapatıldığında engeli yaratan beden değil, başkalarının bencilliğidir. Bir doktor randevusu kaçar, bir iş günü kesilir, bir aile ziyareti iptal olur, bir çocuk okulun önünde babasını bekler ama baba gelemez. İşgal edilen her park yeri, failin göremediği ama bir başkasının koca bir gününe dolanan yoksunluk zincirinin bir halkasıdır.

Hukuk burada ne sessizdir ne de tarafsız. Mısır, 2018 tarihli ve 10 sayılı Engellilerin Haklarına Dair Kanun'u çıkardı; bu kanun basit ama büyük bir fikre dayanıyor: Erişilebilirlik bir lütuf ya da hayırseverlik değil, aslî bir haktır. Daha öncesinde Mısır, yolların, binaların ve tesislerin uygun hâle getirilmesini devletler için bir tercih değil bir yükümlülük sayan Engelli Hakları Sözleşmesi'ne taraf oldu; Anayasa da engellilerin haklarının gözetilmesini hükme bağlıyor. Bunların yanında binalarda ve kamusal alanlarda park yerlerinin, rampaların ve geçitlerin ölçülerini belirleyen erişilebilirlik yönetmelikleri var. Yani ayrılmış bir park yerini işgal eden kişi yalnızca görgü kurallarını çiğnemiyor; bir kanunun, bir anayasanın ve uluslararası sözleşmelerin karşısına dikiliyor; üstelik zamanaşımına uğramayan vicdani sorumluluk da cabası.

Her işgalcinin hazır bir bahanesi vardır, ama hepsi ilk soruda çöker. “Zaten kimse kullanmıyor” — hak sahibinin gelip karşınızda dikilmesini mi bekliyorsunuz ki hakkını tanıyasınız? O yer kanunun gücüyle ayrılmıştır; sahibi bir dakika sonra da gelir, bir saat sonra da, belki o gün hiç gelmez. “Bir dakikalığına durdum” — o bir dakikanız, tam da oraya ihtiyacı olan kişinin geldiği an olabilir; ya öylece asılı kalır bekler ya da mahrum dönüp gider. “Şuradaki arabanın sahibi kendi ayaklarıyla yürüyor” — her engel göze görünmez; yürüyüşten ya da yüz hatlarından okunmayan pek çok sağlık durumu vardır ve insanları bir bakışta yargılamak, haksızlığın üstüne haksızlık koymaktır.

Meseleyi karşı taraftan anlamak istiyorsanız, kısa bir zihin denemesi yapın. Arabanızdan ancak kapı sonuna kadar açıldığında inebildiğinizi, hayatınızdaki her işin girişin yanındaki tek bir dikdörtgene bağlı olduğunu, her gün yüreğiniz ağzınızda tur attığınızı düşünün: Boş mu bulacağım, dolu mu? Çocuğunuza, kulübün kapısından neden içeri girmeden döndüğünüzü anlatmak zorunda kaldığınızı düşünün. Bu gerilimi bir gün yaşayan bir daha unutmaz; yaşamayan ise yaşayanlara inansın. Empati, özel günlerde takınılan ince bir duygu değil; hak sahibi sizi görüyormuş gibi davranmaktır.

“Vatandaşın Sesi” olarak, davranışa dönüşmeyen ilkelerin havada kaldığına inandığımız için, istisnası olmayan kurallar şunlar: Ayrılmış park yerine asla girmeyin; ne “bir dakika” ne “yarım dakika”, motor çalışır hâlde arabanın içinde beklemek bile olmaz — orada bulunmanız başlı başına engeldir. Varsa park yerinin yanındaki çizgili alana da girmeyin; orası sandalyenin indirileceği alandır, artakalmış bir boşluk değil. Rampayı ne arabayla, ne motosikletle, ne malla kapatın; üstünde durup telefonla da konuşmayın. Bu yerleri kullanmaya dair yasal bir izniniz varsa, onu camın arkasında görünecek şekilde bulundurun ki şüpheye ve kötü zanna kapı aralamayın.

Bir işgalci gördüğünüzde silahınız bağırmak ya da teşhir değil, nazik kararlılık olsun. Yaklaşın ve sakin bir sesle tek ama eksiksiz bir cümle kurun: “Bu yer engelliler için ayrılmış, her an birinin ihtiyacı olabilir; lütfen aracınızı çeker misiniz?” Pek çok kişi sakin bir hatırlatmayla hemen geri adım atar; çünkü insanların çoğu kötü niyetli değil, sadece dalgındır. Israr eder ve diretirse tartışmaya girmeyin, hakkınızı kendi elinizle almaya kalkmayın; mekânın güvenliğine ya da yönetimine haber verin — tabela varsa, o tabelaya saygıyı sağlamakla görevli biri de vardır. Asil öfkenin yüksek sese değil, pazarlık etmeyen bir sağlamlığa ihtiyacı vardır.

Sözün bir bölümü de dükkân sahiplerine, alışveriş merkezlerine, bina yönetimlerine, hastanelere ve kulüplere: Korumadığınız ayrılmış park yeri erişilebilirlik değil, dekordur. Yerdeki solmuş işaretin yenilenmesi, tabelanın hem gün ışığında hem gece aydınlatmasında okunması gerekir; daha da önemlisi, güvenlik görevlisi kural dışı park eden aracın çekilmesini istemenin işinin özü olduğunu, bunda çekinilecek bir şey bulunmadığını bilmelidir. Meseleye daha geniş bakın: Rampanızın eğimi makul mü, yoksa öylesine dik ki kendisi başlı başına tehlike mi? Gerçekten açılan bir kapıya ve engelsiz bir girişe mi çıkıyor? Erişilebilirlik bütün bir sistemdir; ayrılmış park yeri de o sistemin ilk kapısıdır.

Dünyanın her yerinde mühendislerin ve şehir plancılarının bildiği bir sır var: Engelliler için tasarlanan her şey herkesin işine yarar. Tekerlekli sandalyenin çıktığı rampadan bebek arabası da çıkar, seyahat valizi de, yaşlı bir insanın adımları da, dün sahada sakatlanan bir gencin ayağı da. Yolun en kırılgan kullanıcısına saygı gösteren şehir herkese karşı daha merhametli olur; azınlığın hakkını ezen şehir ise herkesin hakkını ezmeye alışıyor demektir. Bu yüzden ayrılmış park yerini savunmanız başkasına yapılmış bir bağış değil, kendinize yaptığınız bir sigortadır; sağlık kimseye kalmaz ve hepimiz — bir kaza, bir hastalık ya da yaşlılık yüzünden — bir gün o mavi dikdörtgene muhtaç olabiliriz.

Sonunda ilk sahneye dönelim: Girişin yanındaki boş mavi dikdörtgen. Bugünden sonra onu bir fırsat diye okumayın; sizinle tanımadığınız bir insan arasındaki bir söz diye okuyun. O insan birazdan gelebilir, bugün hiç gelmeyebilir; ama hakkı orada, onu bekliyor. Yanından geçip gidin, uzağa park edin, iki dakika fazladan yürüyün; gerçekten saygın biri olmak için ödeyeceğiniz en ucuz bedel budur. Bunu, başkasının malına el uzatmamayı öğrettiğiniz gibi çocuklarınıza da öğretin: Ayrılmış park yeri bir lüks değildir, orayı işgal etmek uyanıklık değildir; hareket hakkına yapılmış bir soygundur — ve siz hırsız olmayacak kadar büyük bir insansınız.

Paylaş

İlgili Haberler