İçeriğe geç

"Kabloya Atlatma" Kurnazlık Değildir: Elektrik Hırsızlığı Bedelini Tüm Mahallenin Ödediği Bir Suçtur

Aydınlatma direğinden balkona sarkan çıplak bir kablo, sayacı hiç dönmeyen bir sayaç üzerinden çalışan klima ve üçüncü kez atan sigorta, faturasını ödeyen komşunun evini karanlığa gömüyor. Elektrik Kanunu'nun 71. maddesi bunu elektrik akımına haksız el koyma sayıyor ve hapis ile para cezasıyla cezalandırıyor; daha ağır bir değişiklik ise Temsilciler Meclisi'ni bekliyor. Bir kaçak bağlantıdan bütün sokak ne kaybeder? Doğru alternatif nedir?

Yayın Kurulu·Yayımlanma 14 Eylül 2026·7 dk okuma
شارع في إحدى المدن المصرية تصطف على جانبيه عمارات ملوّنة ومحال، وأعمدة إنارة على الرصيف تحت سماء صافية
Marc Ryckaert / Wikimedia Commons (CC BY-SA 4.0)

Ağustos gecelerinden birinde saat on biri buluyor, ara sokaktaki hava ağır ve durgun. Küçük balkonlarda insanlar ev kıyafetleriyle oturmuş bir esinti kovalıyor; karşı binanın zemin katından ikindiden beri hiç durmadan çalışan bir klimanın uğultusu yükseliyor. Gözünüzü biraz kaldırsanız, aydınlatma direğindeki bağlantı kutusundan çıkan siyah bir kabloyu görürsünüz; havada eğrilip bükülerek sarkar, ardından kepenkteki bir aralıktan tam da o daireye girer. Girişteki sayaç dönmez, çünkü akım zaten oradan hiç geçmemektedir. Derken sigorta atar — dağıtım kutusundaki sigorta, o gece üçüncü kez — ve birkaç gün önce faturasını ödemiş olan komşu dairenin ışıkları söner. Bir çocuk odanın sıcağından uyanır, çıplak kabloya bağlı klima ise sanki hiçbir şey olmamış gibi çalışmaya devam eder.

Bu manzara her yaz pek çok kentte ve köyde tekrar eder ve bazen sohbetlerde hafif bir hayranlıkla anlatılır: falanca "işini biliyor", iki yıldır fatura ödemiyormuş. Burada açık ve dolambaçsız söylüyoruz: bu yanlıştır. Kabloya kaçak bağlantı yapmak ne bir kurnazlıktır ne de pahalılık karşısında masum bir çare; bedeli olan bir şeye el koymaktır — bu bedeli sonunda, ödemeyi hiç kabul etmemiş insanlar öder.

Önce bu davranışa doğru adını koyalım. Elektrik hırsızlığı birçok biçim alır: sayaçtan önce dağıtım şebekesine veya aydınlatma direğine doğrudan bağlantı yapmak; sayacın diskini yavaşlatmak veya okumasını engellemek üzere sayaca müdahale etmek; akımı bir konut sayacı üzerinden başka bir daireye ya da dükkâna aktarmak; ya da şirketin ödenmeyen fatura nedeniyle kestiği bağlantıyı izinsiz yeniden açmak. Görüntü değişir ama öz aynıdır: tüketilen ama faturalandırılmayan bir elektrik ve onu haksız yere almaya karar vermiş belirli bir kişi.

İlk zarar komşulara düşer ve bu soyut değil, somut bir zarardır. Kaçak bağlantılardan tahsil edilemeyen kayıplar, şebekenin "ticari kayıp" denen bölümünün bir parçasını oluşturur; bu da sonunda tarife ve devlet desteği yoluyla kuruma ve kurallara uyan aboneye yüklenen bir maliyettir. Daha basit söylemek gerekirse: her ay faturasını ödeyen komşunuz, sizin elektriğinizin bir kısmını da ödüyor demektir. Bu yüzden cezanın makul biçimde ağırlaştırılmasının özü, ceza için ceza değil, kurallara uyan vatandaşı kendi sebep olmadığı bir kayıptan korumaktır.

İkinci zarar, hayati tehlikedir ve bunda abartı yoktur. Direkten sağlam bir yalıtım olmadan sarkan kablo, güneş ve yağmur altında bantla sarılmış ek yerleri, hiç bunun için tasarlanmamış bir noktadan çekilen yükler — tüm bunlar bir yangın ya da elektrik çarpması reçetesidir. Direğin altında oynayan çocuklar, hattın gizlice kaçak bağlantı aldığını bilmeden arızayı gidermeye çıkan bakım işçisi, bir kıvılcımı söndürmek için elini uzatan komşu — hepsi de kimseye sormadan tek bir kişinin çizdiği tehlike dairesinin içindedir.

Üçüncü zarar tüm şebekeyi vurur. Sokaktaki dağıtım kutusu ve trafo belirli yükler için tasarlanmıştır; buna hesaba katılmamış bağlantılar eklenince sıcaklık yükselir, sigortalar atar, arızalar sıklaşır — kurallara uyan evin karanlıkta kalıp çıplak kablolu dairenin ışıklı kalmasının nedeni tam da budur. Bütün bunlar, birleşik ulusal şebekenin yükünün, 2026 Ağustos ortasında açıklanana göre, tarihinde ilk kez kırk bin megavat sınırını aştığı bir yazda yaşanıyor; nitekim bunu daha önce elektriğin üretim santralinden evinizdeki ışık düğmesine uzanan yolculuğunu anlatırken de yazmıştık. Her çalıntı bağlantı, yanlış yere bir ağırlık daha ekliyor.

Şimdi bu satırların yazıldığı tarih itibarıyla yürürlükte olan kanuna gelelim. 2015 yılında 87 sayılı Kanun ile çıkarılan Elektrik Kanunu'nun 71. maddesi, elektrik akımına haksız yere el koyan herkesin altı aydan az, iki yıldan fazla olmamak üzere hapis ve on bin liradan az, yüz bin liradan fazla olmamak üzere para cezasına ya da bu iki cezadan birine çarptırılacağını öngörür. Kanun koyucunun "çaldı" değil "el koydu" sözcüğünü seçtiğine dikkat edin; böylece elektrik akımının çalınabilir bir mal olup olmadığına dair eski bir hukuki tartışmayı kesip atmış ve fiili bağımsız bir suç haline getirmiştir. Ardından 2020 tarihli 192 sayılı Kanun, 70 ve 71. maddelerin metnini değiştirmiş, asıl cezayı olduğu gibi bırakmış, ancak tekerrür halinde cezanın en az bir yıl hapis ve yirmi bin ile iki yüz bin lira arası para cezası ya da bunlardan biri olacağını eklemiştir; ayrıca mahkeme, hükümlüyü el koyduğu akımın değerinin iki katını ödemeye mahkûm eder ve uzlaşma sağlanırsa kamu davası düşer.

Ancak tablo değişiyor. 2025 Aralık ayının son haftasında Senato, Elektrik Kanunu'nun bazı hükümlerini değiştiren hükümet tasarısını kesin olarak onayladı. Senato'nun kabul ettiği metinde 71. madde şöyle olacak: elektrik akımına el koyana en az bir yıl hapis ve elli bin ile bir milyon lira arası para cezası ya da bunlardan biri; buna ölçüm veya dağıtım cihazlarına müdahale eşlik ederse en az iki yıl hapis ve iki yüz bin ile iki milyon lira arası para cezası; suç başkalarının elektriğinin kesilmesine yol açmışsa (adi hapisten farklı olarak) ağırlaştırılmış hapis cezası; ve tekerrür halinde cezanın iki katına çıkarılması. Yeni getirilen 71 mükerrer madde ise dava açılmadan önce akımın değerinin iki katı, dava açıldıktan sonra üç katı, kesinleşmiş hükümden sonra ise dört katı ödenerek uzlaşmaya izin veriyor. Şunu da belirtelim: hükümetin taslağında asgari para cezası yüz bin lira iken, Senato bunu elli bine indirmiştir.

Ne var ki bildiğimiz kadarıyla bu değişiklik henüz kanunlaşmadı. 2026 Ocak ayının sonlarında Temsilciler Meclisi Anayasa ve Yasama İşleri Komisyonu, tasarıyı dokuza karşı on iki oyla ilke olarak kabul etmiş, madde madde görüşmeyi ise ertelemiştir; bu satırların yazıldığı tarihe kadar Resmî Gazete'de yayımlandığına dair bir kayda rastlamadık, 2026 Ağustos'undaki haberler de tasarıyı hâlâ "bir sonraki yasama dönemini bekleyen, hazırlık aşamasındaki mevzuat" olarak tanımlıyor. Okuyucu için sonuç şu: bugün yürürlükte olan ceza, 2015 tarih ve 87 sayılı Kanun'un 71. maddesinin 2020 tarih ve 192 sayılı Kanun'la değişik metnidir; Senato'nun kabul ettiği ise cezaların ağırlaştırılması yönündeki net bir eğilimin göstergesidir ve önümüzdeki bir yasama döneminde gerçeğe dönüşebilir.

Bunun sadece kâğıt üzerinde kalan maddeler olduğunu kimse sanmasın. İçişleri Bakanlığı'nın 2026 yılı içindeki açıklamaları, günlük rakamların yüzlerden binlere ulaştığından söz ediyor: Elektrik Polisi Genel Müdürlüğü, 23 Şubat 2026'da yirmi dört saat içinde yaklaşık 3.800 elektrik hırsızlığı ve sözleşme ihlali vakası tespit edildiğini duyurmuş, mart ayında ise tek bir günde 1.200'den fazla vaka kaydedilmiştir. Sahibinin teller arasında gizli sandığı kaçak bağlantı ortaya çıkarılır ve bir tutanağa, bir dosyadaki isme dönüşür.

Şimdi doğru davranışa gelelim; göründüğünden daha basittir. Birinci çözüm, kendi adınıza bir sayaç: Sayacı olmayan ya da başkasının sayacını kullanan bir konutta oturuyorsanız, bölgenizdeki dağıtım şirketine gidip sözleşme talep edin — isterse ön ödemeli sayaç için olsun; zira "kodlu sayaç" (addad kodi — tam bir sözleşmesi olmayan mülkler için çıkarılan ön ödemeli sayaç) zaten tam ruhsatı olmayan konutlar için getirilmiştir. İkinci çözüm, fatura ağırsa: okumayı kontrol edin, müşteri hizmetleri üzerinden şikâyette bulunun ve taksitlendirme imkânını sorun; bir borcu müzakere etmek bir yoldur, çıplak kablo değil. Üçüncü çözüm, zaten bu hataya düştüyseniz: polis size ulaşmadan önce uzlaşmaya gidin ve tükettiğinizin bedelini ödeyin; yürürlükteki kanun uzlaşmayı davanın düşmesi için bir sebep sayar ve hükümlü olanı tükettiğinin iki katını ödemekle yükümlü kılar, Senato'nun metni ise ne kadar geciktirirseniz bedelin o kadar yükseleceğini öngörür.

Bir de en az bunlar kadar önemli bir görev var: tehlikeli bağlantıyı bildirmek. Bir direkten sarkan kabloyu ya da açık bir dağıtım kutusunu gördüğünüzde dağıtım şirketini ya da acil hattı aramak, ihbarcılık değil; sokağın çocuklarını ve kendi evinizi korumaktır. Buradaki fail, belirli bir mahalle ya da belirli bir sınıf değil, karar veren bireydir; çıplak kablo bir villadan çıktığı gibi çatı katındaki bir odadan da çıkar. Birileri faturaların arttığını, insanların baskı altında olduğunu söyleyebilir — bu doğrudur. Ama pahalılığa karşı çıkılacak yol tasarruf, taksitlendirme ve yanlış olduğunu düşündüğünüz bir okuma için resmi şikâyette bulunmaktır; komşunuza gizlice kendi faturanızı ödetmek değil.

Ağustos gecesindeki o ara sokağa dönelim. Dağıtım kutusundaki sigortayı yerine takmaya gelen teknisyen başını kaldırıp siyah kabloyu görecek ve gördüğünü tutanağa geçirecektir. Karanlıkta uyanık kalan komşu ise hiç durmayan klima sesini unutmayacaktır. Bir kaçak bağlantı çekmeden önce şunu hatırlayın: aydınlatma direği bütün sokağa aittir ve çıplak kablonun bedelini ilk ödeyecek olan, her akşam aynı mastabada — kapı önündeki taş sekide — yan yana oturduğunuz kişidir.

Paylaş

İlgili Haberler

زحام على طريق دائري بالقاهرة تعلوه لافتات إعلانية، وسيارات ملاكي وميكروباصات تسير في المسارات
Böyle olmaz

Yaralının Üzerinde Bir Kamera: Kaza Mağdurlarını Çekip Paylaşmak “Belgeleme” Değil, Yasayla Cezalandırılan Bir İhlaldir

Yaralıyı sağlıkçılardan önce havaya kalkmış telefonlar sarıyor; video, haber ailesine ulaşmadan aile gruplarına düşüyor. “Kedde galat” (Mısırca “bu yanlış”) köşesi bu davranışı adlandırıyor; kurtarmayı neden engellediğini ve onuru nasıl çiğnediğini, Anayasa’nın, 2018 tarihli 175 sayılı Kanun’un, Telekomünikasyon ve Fikri Mülkiyet kanunlarının ne dediğini, 309 mükerrer maddesinin sokakta neden uygulanmadığını ve ne yapılması gerektiğini anlatıyor.

7 Eylül 2026 · 8 dk okuma

موقفان مخصصان لذوي الإعاقة تعلوهما علامة الكرسي المتحرك مدهونة بالأصفر على الأرض
Böyle olmaz

Ayrılmış park yeri lüks değil: Engelli park yerini işgal etmek hareket hakkına yapılmış bir soygundur

“Bir dakika, hemen çıkıyorum” — bu cümleyle koca bir insanın özgürlüğü çalınıyor. Engelli park yeri ve rampa bir ayrıcalık değil, yasaların ve erişilebilirlik yönetmeliklerinin koruduğu bir hareket damarıdır. Bu yazı yanlış davranışın adını koyuyor, işgalcinin karşısında nazik ama kararlı durmayı öğretiyor ve sizin bir dakikanızın neden bir başkasının bütün günü olabileceğini anlatıyor.

1 Eylül 2026 · 7 dk okuma

أتوبيس نقل عام أحمر يسير على كوبري السادس من أكتوبر وراكبان يتعلقان بباب مفتوح، والسيارات حوله
Böyle olmaz

Korna sinir boşaltma aracı değil: Kornaya yapışan el, koca bir sokağın sinirlerine saldırıyor

Bir el kornaya iniyor ve gürültü izinsizce pencerenizden içeri giriyor. Rastgele korna çalmak neden bir “sinir boşaltma” değil de koca bir sokağa yönelik sesli bir saldırıdır? Tehlikeyi önleyen uyarı ile insanı hasta eden gürültü arasındaki ince çizgi üzerine; tıbbın, hukukun ve genel nezaketin hep birlikte kulağınızın yanında saf tuttuğu bir yazı.

25 Ağustos 2026 · 7 dk okuma