«Bu Yanlış»: Taciz «Laf Atmak» Değil — Söze İki Yıl Hapis ya da Yüz Bin Mısır Lirası Ceza, Şantaja Beş Yıl Ağır Hapis
Sokakta atılan ve sahibinin “şaka” dediği bir söz; bir annenin kızına “daha güvenli” diye yaptırdığı daha uzun bir yol. “Bu Yanlış” dizisinde bu davranışı, 2021 tarih ve 141 sayılı Kanun’un metniyle karşılaştırıyoruz — ne abartarak ne küçümseyerek: söz ve işaret için iki ila dört yıl hapis veya yüz bin Mısır lirası para cezası, cinsel şantaj için beş yıl veya daha fazla ağır hapis. Ve üçüncü tarafı soruyoruz: duyup da müdahale etmeyeni.

Sabah yedi buçukta on dört yaşında bir kız, omzundan daha ağır bir çantayla evden çıkar ve köşe başında dersle hiç ilgisi olmayan bir hesap yapar: Onu okula yedi dakikada ulaştıran kısa kaldırımdan mı yürüsün, yoksa arkadaki daha uzun sokaktan mı dolansın? Kısa kaldırımda her gün aynı yerde duran biri ve peşini sözlerle bırakmayan sesler vardır. O da uzun yolu seçer. Evde ise anne bu hikâyeyi bilir ve daha uzun yolu “daha güvenli” diye adlandırır — ve haksız değildir. Bu, tek bir olay değil, tipik bir sahnedir; ama düzinelerce mahallede her sabah tekrarlanır ve denkleminde ağır bir haksızlık gizlidir: bir erkeğin davranışının bedelini kızın vakti ve annesinin endişesi öder, faili ise hiçbir şeyle meşgul olmadan yoluna devam eder.
Bugün konuştuğumuz davranışın açık bir adı vardır: taciz. Mısır’da sokak tacizini hafifletmek için kullanılan “muaksa” (kelime anlamıyla “flört etme”) tabiriyle değil, “iki lafın belini kırmak” diye geçiştirilerek de değil, teşekkür edilmesi beklenen bir “iltifat” olarak da değil. Bu, sokakta yoldan geçen bir kadının bedenine atılan sözdür; arkadan gelen ıslıktır; durak ile bina kapısı arasında peşini bırakmayan adımlardır; tanımadığı bir numaradan gelen mesajdır. En tehlikeli yanı, dilsel kılıfının yumuşaklığıdır: “muaksa” denildiğinde küçük ve gülünüp geçilecek bir şey gibi görünür, gerçek adıyla anıldığındaysa olduğu gibi ortaya çıkar — kimsenin talep etmediği ve kimsenin kaçamadığı bir saldırı.
İltifatla taciz arasındaki fark bir zevk meselesi değil, bir seçim meselesidir. İltifat, bedelsiz olarak reddedebilecek ya da görmezden gelebilecek kişiye söylenir. Sokakta ise karşı tarafın böyle bir seçeneği yoktur: duymayı seçmemiştir, kimin konuştuğunu bilmez, sözle mi yetinileceğini yoksa peşine mi düşüleceğini kestiremez ve karşılık vermenin durumu tırmandırabileceğini bildiği için güvende hissetmez. Bu yüzden meseleyi failin niyetiyle (“bir şey kastetmedim ki”) ölçmek yanlış bir ölçüttür; asıl ölçüt sonuçtur: değiştirilen bir güzergâh, kaçırılan bir randevu, sınavı yerine kaldırımı düşünen bir kız.
Bu etki geçici bir duygu değil, kısıtlanan bir hareket ve silinen fırsatlardır. Hareketi kısıtlanan bir kızın fırsatları da onunla birlikte kısıtlanır: katılmadığı bir kulüp, listesinden çıkan akşam işi. Mısır’da 2015 yılında Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu (UNFPA), Ulusal Kadın Konseyi ve Merkezi Kamu Seferberliği ve İstatistik Kurumu (CAPMAS) iş birliğiyle yürütülen “Toplumsal Cinsiyete Dayalı Şiddetin Ekonomik Maliyeti” araştırmasında, her yıl yaklaşık 7,8 milyon kadının şiddetin tüm biçimlerine maruz kaldığı tahmin edilmiştir. Bu bir maliyet rakamı değil, yaygınlık rakamıdır; yalnızca sokak tacizini değil, eş, akraba ve yabancılardan gelen şiddeti birlikte kapsar; üstelik on yılı aşkın süre önce yapılmış bir araştırmanın rakamıdır — tarihini ve kaynağını belirterek aktarıyoruz, güncel resmi bir istatistik olarak değil.
Kanun ise yorum kapısını kapatmıştır. Haziran 2014’te, Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu’nun (UNFPA) Mısır’daki web sitesinde yayımlanan özete göre, cinsel tacizin ilk açık şekilde suç sayılması 50 sayılı 2014 tarihli Kanun’la Mısır Ceza Kanunu’na girmiş; cezalar en hafif hâlinde altı ay hapisten en ağır hâlinde beş yıl hapis ve elli bin Mısır lirasına kadar para cezasına kademelenmiştir. 2014 metninde bu cezalar tek bir maddede değil, iki ayrı maddede düzenlenmiştir; bu nedenle tek bir ceza gibi birleştirilerek okunmamalıdır. Ardından, 15 Ağustos 2021’de yayımlanan ve yayımından bir gün sonra yürürlüğe giren 141 sayılı 2021 tarihli Kanun gelmiş; 306 mükerrer (a) ve 306 mükerrer (b) maddelerini değiştirerek cezayı büyük ölçüde ağırlaştırmıştır. Burada dikkatli olmak gerekir, çünkü bu iki madde başlıklarda bile sıkça birbirine karıştırılmaktadır.
306 mükerrer (a) maddesi “sokakta söz ve işaretle taciz” maddesidir. Değişiklik sonrası metne göre, kamuya açık, özel ya da gelip geçilen bir yerde başkasına işaretle, sözle veya fiille ve telli, telsiz ya da elektronik iletişim araçları dâhil her türlü yolla cinsel veya müstehcen çağrışım, ima ya da telkinde bulunan herkes, en az iki en çok dört yıl hapis cezasına ve en az yüz bin, en çok iki yüz bin Mısır lirası para cezasına ya da bu cezalardan yalnızca birine çarptırılır. Yani bir mesaj veya bir fotoğrafın altına yazılan yorum da, sokakta söylenen bir sözle aynı şekilde bu maddenin kapsamına girer. Ceza burada hapis olduğu için suç, Mısır hukukunda hafif suç sınıfına girer, ağır suç sınıfına değil; ama en az iki yıl hapis veya yüz bin Mısır lirası şaka değildir.
Fail geçici bir sözle yetinmezse aynı maddedeki ceza ağırlaşır: Fiil, mağduru izleme veya takip etme biçiminde tekrarlanırsa ceza, en az üç en çok beş yıl hapis ve en az iki yüz bin, en çok üç yüz bin Mısır lirası para cezası ya da bu cezalardan yalnızca biri olur; tekerrür hâlinde ise hem hapis hem de para cezasının asgari ve azami sınırları iki katına çıkarılır. Bu fıkra, açılış sahnesindeki kızın gerçeğini tam olarak anlatır: her sabah tekrarlanan o duruş tek bir olay değil, bir alışkanlıktır — ve tekrarı ağırlaştırıcı sebep hâline getiren biz değil, kanunun kendisidir.
Ağır suç ise yalnızca 306 mükerrer (b) maddesindedir. Bu madde sokaktaki geçici sözden değil, şantajdan söz eder: Bir önceki maddede tanımlanan suç, failin mağdurdan cinsel nitelikte bir menfaat elde etme kastıyla işlenmesi hâlinde, ceza en az beş yıl ağır hapis olur. Fail, 267. maddenin ikinci fıkrasında sayılanlardan biriyse — yani mağdurun yetiştirilmesi veya gözetimiyle görevlendirilmiş ya da onun üzerinde yetkisi olan biriyse — ya da mağdur üzerinde iş, aile veya öğrenim ilişkisinden doğan bir yetkiye sahipse, ya da koşulların elverdiği bir baskıyı mağdur üzerinde uyguladıysa, ya da suç iki veya daha fazla kişi tarafından işlendiyse ya da bunlardan en az biri silahlıysa, ceza en az yedi yıl ağır hapis olur. Kanun koyucu burada, konumunun kendisini koruyacağını sananlara sesleniyor: yetki, dokunulmazlık değil ağırlaştırıcı bir sebeptir.
Nadiren kendini sorgulayan bir üçüncü taraf da vardır: duyup da müdahale etmeyen. Biri sözünü söylediğinde etraftakilerden yükselen kahkaha, aslında onu yarın tekrarlamaya teşvik eden bir alkıştır. Dükkânının önünde bu duruşun bir alışkanlığa dönüştüğünü gören ve “bunlar müşteri” diye susan esnaf da — cezai anlamda değil ama ahlaki anlamda bir ortak olarak — kaldırımı güvensiz bir yere çevirmeye fiilen katkıda bulunur. Bir söz duyup başını çeviren minibüs yolcuları ise faile tam da ihtiyaç duyduğu şeyi verir: çoğunluğun sessizliği. Doğru tepki karakolda ya da savcılıkta başlamaz; sokağın alkışlamayı bıraktığı anda başlar.
Doğrusuna geçmeden önce iki yanlış kapıyı kapatmak gerekir. Birincisi, olanı mağdura bağlamak: kıyafeti, dışarı çıkma saati ya da konuşma tarzı. Kanun metni yalnızca failin fiiline dayanır ve suçun unsurları arasında mağdurun görünümü diye bir şey tanımaz; “Ne giyiyordu ki?” diye sormaya başlayan kişi, sorumluluğu fiili işleyenden fiile maruz kalana kaydırır — ve bu, başlı başına “yanlış”tır. İkinci kapı ise kişisel misilleme kapısıdır: burada fiziksel bir yüzleşme ya da sokakta “terbiye etme” önerilmiyor, çünkü bu, açık bir suçu hakların yittiği bir kavgaya dönüştürür. Kızın fotoğrafını “teşhir etmek” için paylaşmak da aynı kapıdandır: zarar önce ona dokunur.
Doğru tepki usule ilişkin ve basittir: Şikâyet, olayın gerçekleştiği bölgeden sorumlu polis karakoluna tutanakla ya da doğrudan Cumhuriyet Savcılığına yapılabilir; harekete geçmek için tam bir maddi delil şart değildir — orada bulunanların tanıklığı geçerli bir delildir, bu yüzden bir tanığın adını tutanağa vermesi bir lütuf değil, bir vatandaşlık görevidir. Tarih, saat, yer, failin eşkâli ve olayın tekrarlanıp tekrarlanmadığının kaydedilmesi işe yarar. Çevrimiçi tacizde ise mesajlar ve ekran görüntüleri, herhangi bir silme işleminden önce saklanmalıdır. Bu satırların yazıldığı tarih itibarıyla, Ulusal Kadın Konseyi bünyesindeki Kadın Şikâyetleri Bürosu, 15115 numaralı yardım hattından her gün sabah dokuzdan akşam dokuza kadar şikâyet almakta, hukuki ve psikolojik danışmanlık sunmaktadır; bu numara, büronun kendi sayfasında da yer alan ve Birleşmiş Milletler Uyuşturucu ve Suç Ofisi’nin Konsey’in şikâyet bürosu başkanıyla yaptığı ve yayımladığı röportajda da geçen numaradır.
Bu yazı, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 19 Aralık 2011 tarihli 66/170 sayılı kararıyla belirlenen ve 11 Ekim’e denk gelen Uluslararası Kız Çocukları Günü’nden bir gün önce kaleme alınıyor; Birleşmiş Milletler’in, bu satırların yazıldığı tarih itibarıyla web sitesine göre bu yılki teması, çocuk evliliklerine son vermek ve kız çocuklarının haklarına yatırım yapmaktır. Bu, uzak bir slogan değildir: bir kızın okuluna en kısa yoldan gidip yine o yoldan dönebilmesi, bu hedefin ilk ve en ucuz maddesidir. Mısır Anayasası’nda da açık bir hüküm vardır: 11. madde, devletin “kadını her türlü şiddete karşı korumakla yükümlü” olduğunu söyler. Ama metin tek başına sokakta yürümez; sokakta yürüyen insanlardır.
Sabahımıza dönersek: uzun sokaktan dolanan kız, ahlak üzerine bir vaaza ya da vesilesi bittiğinde sona eren bir kampanyaya ihtiyaç duymuyor. Onu korkutan o duruşun, tek bir sözün sahibine en az iki yıl hapse ya da en az yüz bin Mısır lirası para cezasına mal olabileceğini, bunun takip hâlinde tekrarlanmasının hapis cezasını üç yıl ve üzerine çıkardığını, şantajın en az beş yıl ağır hapis anlamına geldiğini ve bu sefer etraftakilerin gülmeyeceğini anlamış olmasına ihtiyacı var. O gün kız, kısa yolu sadece daha kısa olduğu için seçecek — ve biz de tek bir kızın gününde yedi dakika kazanmış olacağız; bu da, doğru hesaplandığında, hepimiz için bir kazançtır.
İlgili Haberler

«Keda Ghalat» (Bu Yanlış): Kâsede Zehir, Sırtta Değnek — Hayvana Eziyet, 1937'den Beri Mısır Ceza Kanunu'nda Suç
Bir komşu okul duvarının yanına zehirli kaplar bırakıyor, bir araba sahibi ise eşeğine ağır bir yük çektirmek için yüzüne sopayla vuruyor. Birçok kişi «sadece bir hayvan»ı hiçbir kanunun korumadığını sanıyor. Oysa Ceza Kanunu'nun 355, 356 ve 357. maddeleri, hayvan öldürmeyi, zehirlemeyi ve ona eziyet etmeyi hapis cezasına varan yaptırımlarla cezalandırıyor. Dünya Hayvanlar Günü arifesinde kanunun ne dediğini açıklıyoruz.
3 Ekim 2026 · 6 dk okuma

Dört Kişi Bir Motosiklette, Hiçbirinde Kask Yok: Ailenin Yolda Kaybedebileceği En Değerli Şey Açık Baştır
Okulların ikinci haftasında aynı sahne tekrarlanıyor: baba direksiyonda, bir çocuk önünde, biri arkasında, anne çantaları tutuyor; aralarında tek bir kask yok. Basın, CAPMAS'a dayanarak ölümlerin 2020-2024 arasında 190'dan 897'ye çıktığını aktarıyor; Cochrane derlemesi kaskın ölüm riskini %42 azalttığını gösteriyor. Kanun açık başı 1999'dan beri cezalandırıyor, ceza 2008'de artırıldı. Peki neden uymuyoruz?
23 Eylül 2026 · 8 dk okuma

"Kabloya Atlatma" Kurnazlık Değildir: Elektrik Hırsızlığı Bedelini Tüm Mahallenin Ödediği Bir Suçtur
Aydınlatma direğinden balkona sarkan çıplak bir kablo, sayacı hiç dönmeyen bir sayaç üzerinden çalışan klima ve üçüncü kez atan sigorta, faturasını ödeyen komşunun evini karanlığa gömüyor. Elektrik Kanunu'nun 71. maddesi bunu elektrik akımına haksız el koyma sayıyor ve hapis ile para cezasıyla cezalandırıyor; daha ağır bir değişiklik ise Temsilciler Meclisi'ni bekliyor. Bir kaçak bağlantıdan bütün sokak ne kaybeder? Doğru alternatif nedir?
14 Eylül 2026 · 7 dk okuma